Kayıt   Şifremi Unuttum   Aktivasyon
       
  • Ana Sayfa
  • Yardım
  • Tag
  • Ara
  • Takvim
  • Yeni gönderilen iletileri göster.
  • Giriş Yap
  • Kayıt
Sponsor Bağlantılar
Ayrıntılı Konu Bilgileri
Ayrıntılı Konu BilgileriKonu: Türkü Hikayeleri
Cevap SayısıCevap Sayısı: 21 cevap var
Okunma SayısıOkunma Sayısı 787 defa
Konuyu Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Türkü Hikayeleri  (Okunma Sayısı 787 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
16 Kasım 2008, 15:03:09
Administrator
Efsanevi Üye
*
Üye No : 70
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4746
Teşekkür Puanı 157
Jσє*
JoebLacq@HotmaiL.Com
Üyelik Bilgileri
Çevrimdışı


« Yanıtla #15 : 16 Kasım 2008, 15:03:09 »

Kozanoğlu - Kayseri yöresi

Kozanlı Beyliği Afşar soyundandır. Anadoludaki derebeyliklerden birisiydi. Kozan bölgesinin yönetimi bu ailenin elindeydi.Gitgide güçlenmeye başlamışlardı. Kendilerine karşı savaş açan Mısır Beyliğine ve öteki komşu beylerin saldırılarını püskürtüyorlardı.Bölgedeki egemenliklerinin güçlenmesi ve halkın onlara bağlılığı Osmanlı Devleti için tehlike oluşturuyordu. Padişah Sultan Aziz Kozan Beyliğini dağıtmak isteyince Osmanlı Devletine katılmayı kabul ettiler. Padişah Kozanoğlu ailesine çeşitli illerde valilikler verdi. Kozanoğullarından Yusuf Bey de Sıvas’a tayin edildi. Fakat memurluğu içine sindiremeyen Yusuf Bey taraflarını topla***** başkaldırdı. Kozan’da bütün aşiretleri isyanda topladı. Fakat Osmanlı kuvvetleriyle çatışmada yenildiler. Yusuf Bey esir düştü ve asılarak cezalandırıldı.

Kaynak : Anonim
Logged

Robot Moderatör
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 5545


View Profile
Re: Türkü Hikayeleri
« Posted on: 05 Temmuz 2009, 04:15:44 »

 
      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olrak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Türkü Hikayeleri oyunları, Türkü Hikayeleri programı, Türkü Hikayeleri oyunu indir, Türkü Hikayeleri program yükle, Türkü Hikayeleri download, Türkü Hikayeleri hikayeleri, Türkü Hikayeleri resimleri, Türkü Hikayeleri haber, Türkü Hikayeleri yükle, Türkü Hikayeleri videosu, Türkü Hikayeleri msn eklentisi, şarkı sözleri
Logged
16 Kasım 2008, 15:03:20
Administrator
Efsanevi Üye
*
Üye No : 70
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4746
Teşekkür Puanı 157
Jσє*
JoebLacq@HotmaiL.Com
Üyelik Bilgileri
Çevrimdışı


« Yanıtla #16 : 16 Kasım 2008, 15:03:20 »

Abdal Musa - Anadolu yöresi

Kaygusuz Abdal'in asil adi Alâeddin Gaybî'dir. Padisah II. Murat (1421-1451) döneminde ve 1341-1444 yillari arasinda yasadigi, babasinin Hüsameddin Mahmud oldugu söyleniyor. Dogdugu, öldügü yer ve yil kesin olarak bilinmiyor. Menkibeye göre yasami söyle: Gaybî, Alaiye (Alanya) Beyi'nin oglu imis. Iyi bir ögrenim görmüs. Bir gün yaraladigi bir geyigi kovalarken Abdal Musa'nin Elmali'daki dergahina varmis. Dervislerden geyigi sormus. Abdal Musa, koltugunun altina saplanan oku göstererek, ``Ogul attigin ok bu mudur?'' diye sormus. Sasirip üzülen Gaybî, onun ayaklarina kapanmis, tekkesine kul olup Kaygusuz adini almis. Kirk yil orada hizmet etmis. Bektasiligin ululari arasina girmis. 1424-1430 yillarinda Rumeli'yi dolasmis. Edirne, Yanbolu, Filibe ve Manastir'da bulunmus. Daha sonra Hacca gitmis. Misir'a gönderilerek kurdugu tekkeye seyh olmus. Ünü Islam dünyasina yayilmis. Ölünce, Mukattam daginda bir magaraya gömülmüs...

Abdal Musa gibi halifesi Kaygusuz Abdal da Bektasi edebiyatinin kurucularindan sayilir. Yunus Emre'nin açtigi yolda yürümüstür. Hem aruz, hem de heceyle yazmistir. Tasavvuf felsefesine yaslanan siirlerinde ince bir alay görülür. Yobazlikla hem sofulugu nükteli bir anlatimla taslar. Tekerlemelerle beslenen temiz bir dili ve kivrak, tatli, özgün bir deyisi vardir. Birkaç siirinde Serâyi, Miskin Serâyi, Kul Kaygusuz ya da Miskin Kaygusuz mahlasini kullanmistir.

Kaynak : Anonim
Logged
16 Kasım 2008, 15:03:33
Administrator
Efsanevi Üye
*
Üye No : 70
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4746
Teşekkür Puanı 157
Jσє*
JoebLacq@HotmaiL.Com
Üyelik Bilgileri
Çevrimdışı


« Yanıtla #17 : 16 Kasım 2008, 15:03:33 »

Açılın Kapılar Şah'a Gidelim - Sivas yöresi

Pir Sultan Abdal, Alevi toplumunun bagrından cikan en büyük halk ozanlarindan biridir.Yasami boyunca haksizliklara karsi mücadele etmis, hatta asilacagini bile bile bu tutumundan vazgecmemistir. Siirleri ve direnisci tutumuyla nice kusaklara örnek olmustur. Pir Sultan’in siirleri ve deyisleri hala dilden dile ve agizdan agiza dolasiyor. Bu büyük insanin hayatina bakmakta yarar var.

Pir Sultan Abdal’in 1510/14 -1589/90 yillar arasinda yasadigi tahmin ediliyor. Öz adi Haydar olmasina karsi siirlerinde Pir Sultan mahlasini kullanir. Kendisi Sivas’in Yildizeli ilcesinin Circir bucagina bagli Banaz köyünde dünyaya gelmistir. Yirmi yasina bastiginda Seyit Ali Sultan Dede’nin dergahina baglanir ve ikrarini verir. Tam bes yil gece-gündüz demeyip, o dostluk ve muhabbet kapisina eli erdigince, gücü yettigince katkida bulunur. Odun tasir, su getirir, hasat kaldirir, konuklar agirlar, ac doyurur, harama el sürmez ve dergaha bir tek haram lokma getirmez. Eline, diline, beline sahip olmak; onun da diger canlar gibi hic aklindan cikarmadigi bir temel ilke olur. Haydar, dergaha ve dolasiyla halka hizmeti, Hakk’a hizmet sayar. Makamlari adim adim alir ve sonunda „Pir" makamina erisir. Pir Sultan Abdal Seyit Ali Sultan Dede’den dedelik hirkasini ve Pirlik nisanini aldiktan sonra canlari tek tek dolasir ve dertlerini dinler. O günlerde, Andadolu’da kötülük kol geziyor, zalim esen rüzgar ölüm türküleri söylüyordu.

Rüsvetci kadilar, yobaz müftüler, zalim pasalar ve niceleri halkin alin terine bakmadan insanlarin hayatini ceheneme dönüstürüyorlardi. Özellikle Alevi toplumunu kafirlikle, imansizlikla ve zindiklikla sucluyorlardi. gerek Selcuklu, gerekse Osmanli döneminde irili ufakli pek cok ayaklanma girisimi olmus, fakat hepsi basarisizlikla sonuclanmisti.Pir Sultan Abdal, zalimlere, ezenlere karsi siirlerini bir silah olarak kullandi, ömrünün sonuna dek türkülerini hem de yüksek sesle söylemekten kacinmadi. Anadolu Alevilerinin zulme karsi baskaldirmalarina önderlik eden Pir Sultan, Hizir Pasa tarafindan asilmistir. Yine söylentilere göre Pir Sultan Abdal’in Seyyid Ali, Pir Muhammed ve Er Gayib adli üc oglu ile Sinem adli bir de kizi vardi.

Kaynak : Pir Sultan Abdal
Logged
16 Kasım 2008, 15:03:46
Administrator
Efsanevi Üye
*
Üye No : 70
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4746
Teşekkür Puanı 157
Jσє*
JoebLacq@HotmaiL.Com
Üyelik Bilgileri
Çevrimdışı


« Yanıtla #18 : 16 Kasım 2008, 15:03:46 »

Ağ Gelin Türküsü - Kırşehir yöresi

1960’lı yıllardan itibaren ismi bağlama ile birlikte anılan, sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi mu**** çevrelerinde de taktir ve hayranlıkla dinlenen Neşet Ertaş’ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Çünkü o da aslında tam bir yöre sanatçısı, yani mahalli bir sanatçı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak diğerlerinden ayrılır.

İşte Neşet Ertaş Orta Anadolu bozkırlarının tam göbeğinde, “ay dost deyince yeri göğü inleten” gönül delisi bir babanın evladı olarak 1938’de Kırtıllar’da dünyaya gelir. Hiç çocuk sahibi olamadığı ilk karısı Hatice’yi genç yaşında kaybeden Muharrem Ertaş, ikinci evliliğini Kırtıllar köyünden Döne ile yapar ve bu evlilikten, Necati, Neşet, Ayşe, Nadiye ve muhterem adında beş çocuğu olur. Kırtıllar nüfusunun tamamı abdallardan ibaret olan bir aşiret köyüdür. Köyün çevrede “abdallar” adıyla anılması da bundan olsa gerek. Daha altı yedi yaşlarında iken, kendisini yöre düğünlerinin aranılan sanatçı babası Muharrem Ertaş’ın sazı önünde oynarken bulan Neşet Ertaş, hayatını, bir nevi hayat destanı diyebilceğimiz 1960’lı yıllarda yazdığı uzun bir şiirinde şöyle anlatır.

TÜRKÜ BABANIN HAYAT DESTANI ŞİİRİ

Bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
Kırtıllar köyünde geldin dediler
Babama Muharrem, anama Döne
Dediysen Ata’yı bildin dediler


Dizinde sızıydı anamın derdi
Tokacı saz yaptı elime verdi
Yeni bitirmiştim üç ile dördü
Baban gibi sazcı oldun dediler


O zaman babamdan öğrendim sazı
Engin gönül ile Hakk’a niyazı
O yaşımda yaktı bir ahu gözü
Mecnun gibi çölde kaldın dediler


Zalım kader devranını dönderdi
Tuttu bizi İbikli’ye gönderdi
Babam saz çalarken bana zil verdi
Oynadım meydanda köçek dediler



Anam Döne İbikli’de ölünce
Tam beş tane öksüz yetim kalınca
Beşimiz de Perişan olunca
Babamgile burdan göçek dediler



Yürüdü göçümüz Tefleğe doğru
Bu hali görenin yanıyor bağrı
Üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
Bunlara bir ana bulun dediler


Yozgat’ın Kırıksoku Köyü’ne vardık
Bize ana yok mu diyerek sorduk
Adı Arzu dediler bir ana bulduk
İşte bu anadır buldun dediler



En küçük kardaşı kayıp eyledik
Onun için gizli gizli ağladık
Üstelik babamı asker eyledik
Yine öksüz yetim kaldın dediler


Zalım kader tebdilimi şaşırttı
Heybe verdi dalımıza devşirtti
Yardım etti Yerköy’üne göçürttü
Biraz da burada kalın dediler


Yerköy’den Kırıkkale’ye geldik
Babam saz çalarken biz çümbüş aldık
Kırşehir’e varınca kemanı çaldık
Aferin arkadaş çaldın dediler


Yarin aşkı ile arttı hep derdim
Babamı bir yere dünür gönderdim
Başlık çok istemişler haberin aldım
İstemiyor yarin seni dediler


Kırşehir’de yedi sene kalınca
Düğün düzgün hepsi bize gelince
Burada herkese yer daralınca
Ankara’ya gider yolun dediler


Ankara’da (sünnetçi) Veysel Usta’yı buldum
Epeyce eğleştim, evinde kaldım
Yüz lirayı verip bir yatak aldım
Etti isen böyle buldun dediler


Bir ev kiraladım münasip yerde
Kaldı kavim kardaş hep Kırşehir’de
Bu aşk hançerini vurdu derinde
Çaresini bulamazsan ölün dediler


Yarin aşkı ile döndüm şaşkına
Arada içerdim yarin aşkına
Canan acımaz mı garip dostuna
Buna da içeriye alın dediler

Bu hasretlik duygusu Türkü babanın sanatına olumlu etki yaparak, memleketin taşına, toprağına, insanına hasret ve özlemle dolu pek çok türkünün doğmasına sebep oldu.

Ana vatanımsın, baba yurdumsun
Ozanlar diyarı şirin Kırşehir
Uzak kaldım gurbet elde derdimsin
Hasretin bağrımda derin Kırşehir.
Feleğin yazdığı kara yazıynan
Çok yürüdüm bağrımdaki sızıynan
Kara kaşlarıynan, kara gözüynen
Aşık etti beni birin Kırşehir


Gerçekten de “gönül” kelimesinin Ertaş’ın şahsi lügatinde çok özel bir yeri var. O adeta, tıpkı Yunus gibi, Hacı Bektaş-i veli gibi kendisini”gönüller yapmaya” adamış biri... “gönül”ün geçmediği türküsü yok dense yeri...

Şu garip halimden bilen işveli nazlım
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Bir başka türküsünde:

Küstürdüm gönlümü güldüremedim
Baharım güz oldu yazım kış oldu
Gönüle yarini bulduramadım
Baharım güz oldu, yazım kış oldu

(Kırşehir abdalları sayesinde adı Kırşehir’le anılan “ağ gelin türküsü de” Dadaloğlu'nundur.)



Kaynak : Söz- Dadaloğlu Derleme : Neş'et Ertaş
Logged
16 Kasım 2008, 15:04:02
Administrator
Efsanevi Üye
*
Üye No : 70
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4746
Teşekkür Puanı 157
Jσє*
JoebLacq@HotmaiL.Com
Üyelik Bilgileri
Çevrimdışı


« Yanıtla #19 : 16 Kasım 2008, 15:04:02 »

Ağ Gül Seni Camekanda Görmüşler - Divriği yöresi


Ağgül'e varıp sorsalar; deseler ki, "Söyle terk edermisin? Yıllardır yavuklu bildiğin Mustafa'nı terek edermisin ?" Ne der acep Ağgül. Terkederim dermi ki hiç seven sevdiğini terk edermi? Ama töreler gelenekler ana babanın baskısı koparıp götürür seveni sevdiğinden. Geride kalan derdini türkülere döker. Türkülere sığınır, içini türkülere boşaltır. Giden gittiğini bilir, içine atar dertlenir kaygulanır o kadar.

Derler ki, Ağgül köyün varsıllarından Mürsel ağanın kızıdır. Güzel mi güzel simsiyah saçlar, kestane rengi gözler, salına salına yürüyüşü yürekleri yakarmış. Köy gençlerinin gözü Ağgül’de ama kimse de yan gözle bakamazmış. Nedeni de Mustafa. Herkes sayar severmiş Mustafa 'yı. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Mustafa babası öldükten sonra evin bütün sorumluluğunu yüklenmiş, anasını ele muhtaç bırakmamış. Alnının teriyle geçimini sağlıyor. Bazen zorlansa da yakınmıyor Mustafa. Ağgül'üne de kavuşursa tasası kalmayacak. Gel gör ki, Ağgül'ün babası verimkâr değil. "Mustafa kim oluyor ki bizden kız isteyecek o ilkin karnını doyursun" diyormuş. İyi hoş ama Ağgül öyle demiyor. "Bir lokma bir hırka olsun yeter artığını istemem" diyor diyor ya dinleyen kim. Babası tam bir şehirli düşkünüymüş "Şehirli köylüden daha iyidir bizim Şefketgil şehire gitti de eli yüzü açıldı temiz yiyor temiz giyiniyorlar, benim kızım da şehirliye layık" diyor da başka birşey demiyormuş. Onlar böyle diye dursun Mustafa ile Ağgül sık sık buluşup akşam karanlığı çöküp el ayak çekildi mi soluğu Ağgül'lerin bahçesindeki ceviz ağacının altında alırlar ve "Yarın son olsun kaçıp gidelim burdan" diye kavilleşip ayrılırlarmış. Üç gün beş gün, üç ay beş ay hep kavilleşiyorlar, hep yarına bırakıyorlarmış. Sözün kısası altı ay geçiyor aradan.

Günlerden bir gün Mustafa yine gelip cevizin altında beklemiş. Ay tepede, ay tepeyi aşıyor, ay kayboluyor Ağgül yok ortada. Cevizin altında uyuyup kalıyor. Mustafa, sabahın ilk ışıklarıyla uyanıyor; gördüğü düşleri hayıra yormaya çalışıyor. Daha sonra kalkıp köyün kahvesine gitmiş. Dalgın dalgın çayını içerken çocukluk arkadaşı Zamir gelmiş kahveye. Varıp Mustafa'nın yanına yavaştan "Seninkini akşam vermişler lokumu dağıttılar elini çabuk tut kaçır yoksa havanı alırsın" demiş. Mustafa ayıkmış birden "Demek işin içinde iş varmış demek onun için gelmemiş Ağgül" diye konuşmaya başlamış kendi kendine. "Şehirden bir tanıdıklarının oğluna vermişler. Keleşzadeler'in oğluymuş. Zengin adamdırlar konakları dillere destan saray gibi. Elini tez tut yoksa gitti gider Ağgül" deyince yüreği bir ateş harmanına dönmüş Mustafa'nın. Yan babam yan. Akşamı zor etmiş Mustafa. Hemen koşmuş ceviz ağacının altına sabahı etmiş ertesi akşamı etimiş yok. "Daha kaçgün oldu kavilleşeli ne çabuk sözünden döndü" diye içi içini yemeye başlamış. Bir yandan da umudunu yitirmiyor "Ağgül bensiz olmaz döner gelir bir gün" deyip ceviz ağacına gidiyormuş sık sık. Derken düğün günü gelip çatıyor Keleşzadeler'in düğünü de şanına uygun davullar çifter çifter, kazanlar kaynıyor. Düğün üç gün üç gece sürmüş. Mustafa da daha fazla dayanamıyıp köyden kaçıp dağlara gitmiş. Ama uzaklaşamıyor gözü ceviz ağacındadır hep. Dönüp dolaşıp düğünün son günü köye geri gelmiş. Ağgül’ü arabaya bindirmişler araba ağır ağır yola düşmüş. Mustafa da köyün en yüksek tepesi olan Kırlangıçtepe'ye tırmanmış. Şehre inen yol ayaklar altında düğün alayını gözden kaybolana dek seyretmiş. Mustafa artık kolu kanadı kırık deli gibidir ne yapacağını bilemez. "Ben Ağgül'süz nasıl yaşarım, ama döner bir gün mutlaka kaçar gelir bana" deyip umutlanır. Günler günleri eskitir, aylar ayları. Hiçbir haber yoktur. Tek haber, arada şehre inenlerden yolu düşüp konağın önünden geçenlerden gelirmiş. Ağgül'ü yüzünü cama dayamış dalgın dalgın düşünürken görürlermiş. Mustafa'yı da en son elinde bir ceviz fidanıyla Kırlangıçtepe'ye tırmanırken görmüşler. Tepenin en görünür yerine diker fidanı sonra da yanık sesiyle bir türkü tutturmuş. O günden sonra kimse bilmez Mustafa'ya ne olduğunu. Kimi Çukurova'ya yerleşti der kimi ‘canına kıydı’ der. Ama Mustafa'nın son gün söylediği türkü kimsenin dilinden düşmemiş. Köyün de sınırlarını aşıp yankılanmış.



Kaynak : Yaşar Özürküt
Logged
16 Kasım 2008, 15:04:22
Administrator
Efsanevi Üye
*
Üye No : 70
Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4746
Teşekkür Puanı 157
Jσє*
JoebLacq@HotmaiL.Com
Üyelik Bilgileri
Çevrimdışı


« Yanıtla #20 : 16 Kasım 2008, 15:04:22 »

Ağıt - Doğu Anadolu yöresi

Dadaloğlu'nun hayatı hakkında bilgiler tahminlere dayalıdır. Bazı bilgilere şiirlerindeki ipuçlarından ulaşılmıştır. Dadaloğlu'nun konar göçer olması bazı bilgilere ulaşmamıza engel olmuştur. Dadaloğlu Avşar boyuna mensuptur. Ailesi hakkında bazı bilgileri Mene-mencioğlu Ahmet Beyin kendi aşireti tarihinde buluyoruz. Dadaloğlu bir şiirinde soyunu Nadir Şah'a kadar uzatır. Dadaloğlu'nun doğum tarihi bilinmemektedir. Tahmini doğum tarihi 1785-1790 yılları arasıdır. Dadaloğlu'nun babası da âşıktır. Şiirlerinden yola çıkarak Dadaloğlu'nun belli bir eğitimden geçmediğini anlıyoruz. Âşığın adı da tam olarak bilinmemektedir, kaynaklarda Mustafa, Ali, Veli adları geçmektedir. Dadaloğlu'nun hayatı gibi ölümü de bilinmezliklerle doludur. Çeşitli kaynaklarda verilen tarihler tahminidir. Âşığın ölüm tarihi yaklaşık 19. yy.'ın ikinci yarısı olmalıdır.(25) 19. yy.'da Çukurova'da Fırka-i İslahiye birliğinin göçebe zümreleri yerleşik hayata mecbur etmesiyle konar göçerlerle yer yer çatışmalar olmuş, yeni yaşama biçimine geçmek istemeyen aşiretlerin direnmeleri âşıkların şiirlerine konu olmuştur

Dadaloğlu'nun yaklaşık olarak 130 şiiri tesbit edilmiştir. Pek çoğu ağızdan derlenen bu şiirlerin kaçının âşığın olduğunu bilemiyoruz. Âşıkların yazıya geçmeyen şiirlerinin başka bir âşığa bağlanmasını Dadaloğlu şiirlerinde de görüyoruz. Bunların sağlıklı tespiti dönemine yakın yazılı kaynak olmadığı için zordur. Dadaloğlu'nun şiirleri sanat endişesinden uzak şiirlerdir. Şiirlerindeki yalınlık içtenlik onu büyük bir âşık yapmıştır. Dadaloğlu'nun aruzla yazılmış şiiri yoktur. Koşma, varsağı, destan türünde şiirler söylemiştir. Onun şiirleri konu ve içerik bakımından üç bölümde incelenebilir.

1) Kavga, Kahramanlık ve İskân İle İlgili Şiirleri, Dadaloğlu'nun bu tür şiirlerinde temel konu kavga ve kahramanlıktır. O aşireti adına şiir söyler. İskân şiirlerindeki duyguları Avşar'larm duygularıdır. Bu şiirlerindeki söyleyiş, korkusuz ve yiğitçedir. Dadaloğlu'nun koçaklamalarında epik bir söyleyiş göze çarpar. O, 19 yy. âşıkları içinde konar göçer Türkmen aşiretlerinin geleneksel dünyasını, törelerini yansıtan şiirleriyle etkinlesin Âşık, yiğitlik, soyluluk, dayanışma gibi değerlerin değişmeğe başladığı bir çağda bu değerleri savunan bir aşiret âşığı olarak öne çıkar. Dadaloğlu'nun şiirlerinde zorunlu iskânı kabullenememe ve toprağa bağlı yaşama uyum gösterememe iki önemli olgudur. Kavga şiirlerindeki epik söyleyiş, iskân sonrası şiirlerde yerini lirizme ve bazen de duygusal bir içlenmeye bırakır.

2) Yurt Güzellemeleri ve Sosyal Konulan İçeren Şiirleri
Dadaloğlu'nun yurdu konup göçtüğü yerlerdir. Yaşadığı olayları ve gezip gördüğü yerleri içten duygularla anlatır.

3) Sevda Şiirleri
Dadaloğlu'nun güzelleri düşsel değil içimizden biridir.
Dadaloğlu şehir kültüründen ve divan edebiyatından etkilenmemiştir. Dadaloğlu, Karacaoğlan'm li-rizmiyle, Köroğlu'nun yiğit edayla epik söyleyişini kaynaştırmıştır. Konar göçer yaşama biçiminin kuvvetli izleri şiirinde görülür. Tabiat ve sevgi şiirlerinde güzelliğe tutkusunu, kavga şiirlerinde göçerlikten yerleşik düzene geçerken yaşanan acıları, duyulan tepkileri yalın duygulu ve vurgulu bir dille anlatır. Özellikle kavga şiirleriyle ün salmıştır.

Kaynak : Dadaloğlu
Logged
16 Kasım 2008, 16:11:11
Usta Üye
*
Üye No : 6
Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 659
Nerden : bursa
Teşekkür Puanı 163
---ThE bEsT dAmN tHiNq--- ---CaRpE DiEm---
edayolgosteren@hotmail.com edayolgosteren@yahoo.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
Çevrimdışı

E-Posta



« Yanıtla #21 : 16 Kasım 2008, 16:11:11 »

ellerine saqlık Roll Eyes  Smiley
Logged

~~ανяιℓ__ℓανιgηє__ƒαη~~          
                                                                                                                  ηєνєя мιη∂__!!
Etiket:
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Site Map | Sitemap1 | Sitemap2 | urllist | urllist2 | urllist3 | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss | Google | Yahoo | Live | Msn | Wikipedia | Donukkare
Powered by SMF 1.1.9 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC
Google Theme: Evden Eve Nakliyat ve Smftr İş Birliği İle Hazırlanmıştır.